Sayfalar

11 Kasım 2014 Salı

Cennette arsa

Cennette arsa satın alan insanın kafasında olmak istiyorum. Oh içi ne rahattır onun.
Bir de satanın gözaltına alınmasına itirazım var. Mesela McDonalds 'healthy menu' satabiliyor, çeşitli kozmetik var, acayip vaatlerde bulunup, anasının nikahına satılıp hiç bir işe yaramayan. 
Jet Fadıl 7 yıldızlı saray reklamı yapıyor ve inanmazsınız alan var.
E cenneti satanın suçu ne? Alan memnun satan memnun.

BEN DERSİMİ ALDIM

Turkmax'da bir yemek programında anlatılan hikaye: biri (sanırım dini açıdan ünlü bir kişilik) mutfakta yemek yaparken odun bitmiş. O da koşarak pirine gitmiş (neden odun almaya veya kesmeye gitmemiş bilmiyoruz). Pirim pirim odun bitti demiş. Pir de, embesil misin yavrucum bana ne bundan demiş diye bekliyorsunuz di mi? Yok öyle dememiş. Odunun yerine ayaklarını koy kazanın altına demiş. Biri, yav biz de seni adam sandık danışmaya geldik, bi yürü git demiştir diye bekliyorsanız çok yanılıyorsunuz. Zaten odun bitti diye pire giden bir adamdan bahsediyoruz, beklentilerinizi ona göre şeyedin. Biri, ayaklarını kazanın altına koyma fikrini çok sevmiş, hemen mutfağa koşup uygulamaya geçmiş. Sonra bi bakmış, ana! sol baş parmak cayır cayır. Bu, yana yana pire koşmuş. Doktor bu ne? manasına gelen, yaşadığı devre uygun bir şey söylemiş. Pir demiş ki sen kuşku duymuşsun, inansaydın bu gelmezdi başına.
Ben alacağım dersi aldım. Sizi bilemem.

İSVİÇRELİ BİLİM ADAMLARI

İsviçreli bilim adamlarının şu sıralar tartıştıkları konular şöyle bence.
- Abi bahar gibi bok atılacak meyve sebze vs'nin listesini çıkardınız mı?
- Bi bakalım. Ben bu sene narla karpuzu öne çıkaralım diyorum. Hem bi renk bütünlüğü olsun hem de kayınvalidem çok seviyor.
- Tamam meyve olarak onları yaz. Alzheimer yapıyormuş diyelim, o çok etkili oluyor.
- Zencefili pek şişirdik bi kaç senedir. Son yapılan araştırmalarda zencefilin kamburluğa yol açtığı anlaşıldı diyelim.
- Abi çok şey olmadı mı o ya? İnanırlar mı? Şeker falan deseydik.
- Olur olur. 49 kişi üzerinde yapılan klinik deneylerde falan, yaz bişeyler işte. Böyle detaylı olsun ama. Mesela üstüne limon sıkıp yerseniz tam tersi etki yapıyor kambur göçüyor ama kıçınız büyüyor falan de.
- Hıhı tamam.
- Olm asıl yumurtaya ne diycez bu sene? Zararlı dedik, faydalı dedik, her şeyi dedik artık sözün bittiği yerdeyiz.
- ...
- Gay diyelim abi. Yumurta gaymiş. Artık ne anlarlarsa. Kendileri karar versinler.

DOMATES SALÇASI, MEYVE SUYU

Tat reklamı şöyle: 8 kg domatesten 1 kg salça çıkar, bişey hanım da o salçayla harika yemekler yapar.
Tat salçanın 830 gr'ı 4.99TL. Yani kilosu 6TL. Domatesin en ucuz olduğu zaman fiyatı 1TL desek ki asla öyle bir şey olmuyor, hesap tutmuyor. Hatta kilosunu 50 kuruştan alıyorlar desek, gene tutmuyor. Bunun içinde sadece domates yok tabii, ambalajı var, işçisi var, taşıması var, daha neler neler var. Demek ki neymiş Tat, ' mevsiminde özenle yetiştirilmiş, en iyileri seçilmiş, hormonsuz domatesler' değil muhtemelen yere düşmüş, ezilmiş, böceklenmiş... anladınız siz onu. 
Dimes'in 1lt'si 2TL olan '100%' elma suyu için bilmem tekrar anlatmama gerek var mı?

HAYAT BANA VAYKİKİ VAY VAY

Hayatın bana vaykiki olacağı günleri bekliyorum. Size oldu mu?

30 Ekim 2014 Perşembe

HASTANE HALLERİ

Koridorda karşıdan Adile Naşit tipli ama tayt giymiş, türban takmış ve elinde uzun süpürge olan bir kadın, yanında başı tavana değen bir adam, yanında bir albino, yanında yer silen aleti kullanan bir adam ve aletin üstünde kızıl saçlı bir çocuk bana doğru geliyor. Tavan ışığı da arada cızzz diye ses çıkarıp göz kırpıyor. 
Nedir bu '12 saat aç kalıp öyle gelin' merakı yahu? Valla yan odadan da Gollum falan çıkarsa gidip bi çift kaşarlı yiyorum daha da bekleyemiycem şimdiden söyliyeyim.

İNGİLİZCE MENÜ

Menüleri İngilizce olan restoranlara uyuz oluyorum. Türkçeye tenezzül etmiyor haspalar. Bunu Fransa'da, İtalya'da falan yapsalar kıyamet kopar. Garsonu çağırıp tek tek her şeyi çevirtmek lazım. Hatta hata yaptığında da düzeltmek.

SISTER CHRISTINA

O ses Türkiye'nin İtalyan versiyonunu geçen sene , 25 yaşında bir rahibe kazanmış, Sister Christina 
Girls just wanna have fun'ı söylüyor :))
Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz

SERTAB ERENER

Sertab Erener'le sevgilisinin ayrılması haberi bir haftadır Hürriyet'te hem de ana sayfada ve sürmanşet! Ne ayrılıkmış kardeşim, onlar unuttu biz unutamıyoruz bir türlü. Ayrılık acısı benim içime oturdu yeminle.

1 Ekim 2014 Çarşamba

FACEBOOK TESTLERİ

Bu testleri yapıyorsunuz ya, hiç kimseye de şehir olsan Yozgat, şarkıcı olsan İzzet Altınmeşe, renk olsan boz, şarkı olsan yalelli, ressam olsan, nah ressam olursun çıkmıyor di mi? Herkes şahane yani.

9 Eylül 2014 Salı

HAFIZASI ZAYIF MİLLET

Bu 'hafızası zayıf milletiz, her şeyi unutuyoruz' lafı hiç doğru değil. Misal ben Norveç'te son 5-6 senede ne oldu bitti hatırlıyorum. 
Zaten bi tane bişey oldu da ondan. Adamın biri adadaki bütün gençleri birer birer öldürdü. Bundan başka en heyecanlı olay kralın halka el sallaması falan.
Kolaysa Norveçli gelip burada 10 gün kalsın ve sonunda bütün olanları hatırlasın. Hatırlayamaz, çünkü öyle bir storage kapasitesi yok insan hafızasının. Bir noktada seçmek zorunda kalıyor, 'bisiklete ilk binişimimi aklımda tutsam yoksa geçen seneki torba yasayı mı?' ve bence doğru kararı veriyor.

AMERİKAN DİZİSİ KAFASI

Üst üste bir kaç Homeland ve 24 izledim. Dün gece de Under the Dome okumuştum. Şu anda hepinizin ya islami terörist ya da uzaylı olduğunuzu düşünüyorum. Uzak durun. Tıssssss

JAPONYA

20 dakikadır Japonya konsolosluğundayım. 19 dakikadır iltica etmeyi düşünüyorum. Yakari mazuka.

SEDA SAYAN İÇİN PROGRAM FİKİRLERİ

Seda'ya program fikirleri buldum. Okulların ilk gününde bonzai satıcısı bizleri bilgilendirsin, hangi mal iyi, hangi torbacıda damping var..., domuzbağıyla öldüren hizbullahçılar serbest bırakılmıştı ya, onlar bi anlatsınlar neden domuzbağını tercih ediyorlar, Filistin askısının suyu mu çıkmış, şu annelelerini doğrayan kız kardeşleri anneler gününde çıkarsın, Münevver'in katiline canlı yayında bağlanalım, 23 Nisan'da çocuk tacizcileri... Anladınız siz mantığı, ordan yürüsün işte Yeni Türkiye'me. #SedaSayan #Showtv

EZBERDEN YAŞAMAK

Veteriner ısrarla kendi sattığı mamayı öneriyor, diyorum ki 'iyi de bunun içeriği %70 tahıl, kedinin %100 proteinle beslenmesi lazım değil mi?' Sessizlik.
Adres ararken esnafa yol soruyorum, hiç duymamış o sokağın adını. Sokak adamın dükkanının hemen yanında çıkıyor. 
Bakkala 'filtre kahve makinesi için kahve var mı?' diye soruyorum, öyle bir bakışı var ki değil filtre kahve, kahve daha keşfedilmemiş.
Geçen sene bir taksi şoförü Kuruçeşme'den Zincirlikuyu'ya nasıl gideceğini bilmiyordu. 'Hiç duymadınız mı?' diye sorunca da kızdı, Zincirlikuyu'yu biliyormuş tabii, ama işte yerini değil. İklimini, doğa örtüsünü falan herhalde.
Büfeciye sucuk ışıl işlemli mi fermante mi diye soruyorum. Ki herhalde en büyük girdilerden biri sucuk, bakışını tahmin edersiniz.
Bireysel emeklilik uzmanından randevu alıp gidiyorum. İlk sorumda, call center'ı arayıp telefonu bana veriyor.
Mimar mutfak tezgahı için ısrarla graniti öneriyor. Halbuki bi bakıyorsun 100 çeşit malzeme var. Hiç birini duymamış.
Memlekette herkes ezberden yaşıyor. En bilmeleri gereken konularda bile ikinci cümleleri yok. Zaten muhtemelen soran da yok.

23 Ağustos 2014 Cumartesi

SOYADI

Ailenin büyüğüsün, soyadı kanunu çıkmış. Tüm sülaleni ve gelecek nesilleri etkileyecek bir karar vermek durumundasın. Günler geceler boyu düşünüyorsun ve sonunda o gün geliyor, nüfus müdürünün karşısındasın. Adam soruyor 'hangi soyadını almak istiyorsunuz?'. Cevap veriyorsun: 'Kıç'. Bütün sülalemin ve dahi gelecek nesillerin bu isimle anılmasını istiyorum. İlk olarak da beni kaydedin: Muhterem Kıç.


TURİST KAZIKLAMAK

Bodrum'da bir İngiliz ailenin 5 balık, 5 biralık siparişine 1.850TL isteyen restoran varsa, İtalya'nın 'sevimli' bir köyünde 150gr mı ne prosciotto için 200 Euro isteyen kasap da var. Bu 'senin dilini konuşmuyorsa kesin salaktır' kafası bize özgü değil yani, aramızda fark yok. Yalnız ben vermemiştim, İngilizler vermiş. Orada bir fark var işte.

Sahicilik

14 yaşındaki bir Suriye'linin 8 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ettiği iddiasıyla, İskenderun'da binlerce insan sokağa dökülmüş 'Suriye'li evine ' diye bağırıyor. Çünkü Suriyeliler gelmeden memlekette hiç çocuğa taciz olayı yoktu. Mesela Siirt'te ilkokul öğrencilerine onlarca esnaf, tüccar, devlet memuru kuyruğa girip tecavüz etmemişlerdi. Diyarbakır çocuk hapishanesinden çocukların tecavüze uğruyoruz mektupları gitmemişti 'yetkili makamlara'.Ya da gitmişti ve İskenderun'lular o zaman da sokağa dökülmüştü değil mi? Çok sahicisiniz.

Die Hard 6

Die Hard 6 geliyormuş. Hem de 3D olarak. 
David Letterman: İlk Die Hard yarım milyar dolar hasılat yapmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam sen filmin sonunda ölüyordun. 
Bruce Willis: Yarım milyar dolar gişe yapmış bir filmin sonunda sen ölür müydün David?

BUZ KOVASI

Şu buz kovası işini bizim ünlümsülerin tamamen yanlış anlaması? Plajda üstüne su döküp 'duyarlı' olmak ne kadddar tatlı. Zaten ALS latince 'Su dökelim ferahlayalım' gibisinden bişey.

19 Haziran 2014 Perşembe

TEOG Ne olabilir?

Tıpkı aynı suda iki kere yıkanamayacağınız gibi, bu memlekette aynı sınava iki kere giremezsiniz. Misal siz ÖSY'ye girdiniz di mi, kardeşinizin gireceği sene ÖSS, komşunun küçük kızının gireceği sene LGS, çocuğunuzun gireceği sene SBS vs diye değişir durur. Hep bir yenisi uydurulur, bir türlü karar kılınamaz. Ama genellikle içinde öğrenci, sınav, seçme falan olduğundan açılımı tahmin edebilirsiniz.
Ö ve S ile yapılabilecek kısaltma kombinasyonlarının da bir sonu var tabii, işte sanırım bu yüzden bu sene TEOG diye bir şey icat etmişler. Ne manaya geldiğini ilk bakışta çözmek mümkün değil. Hatta döne döne bakınca da pek bir şey gelmiyor insanın aklına. 
'Tayyip', 'eziyet', 'olmbakgit', 'g.t' gibi kelimeler olabilir diye düşünüyorum ama bunlardan manalı bir sınav ismi çıkaramadım henüz. Neyi seçip nereye yerleştiriyorlar çok merak ediyorum. Yardımlara açığım.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Cemre

Benim için baharın ilk günü cemre, 1 Mayıs, Mart başı falan değil arabada klimayı çalıştırdığım gündür. Sonbaharın ilk günü de açık ayakkabıyla sağanağa yakalandığım gün. Gregoryen takvimle bu mesafeli ilişkimi atalarımın kızılderili olmasına bağlıyorum.

Burcu Esmersoy

Bu ne anlamadım ki? Yetişkinler için bez reklamı mı? Çok endişeliyim. 
Burcucum yapabileceğimiz bir şey varsa...


Yasal Anlaşma

Televizyonla nasıl bir anlaşma yapmış olabiliriz? Fişini yavaş çekicem bunun karşılığında sen de cam gibi göstereceksin??? Pencere yanında duracaksın, karşılığında VCR'ı tanımıyorum falan yok???
Hayır sarhoşken tutamayacağımız sözler vermiş olmayalım? Endişeliyim şu an.



Bana Göre Aşk - Serdar Ortaç

İşte her sene her sene yaşanan dehşet! Başka isim ve psychodelic sözlerle her sene tekrar basılan o albüm. Sum of all my fears!


Sallanmayan Masa

Almanlar beyin gücüyle uçak indirip kaldıran bir sistemi test etmişler dün. Türkler de 4 ayağının üstünde sallanmadan durabilen masa yapmaya çok yakınlar. En azından ben öyle umuyorum.

Karlar Düşer


Beşiktaş Pazarı

Beşiktaş pazarında satıcı: hanımlaaaaar, yiyin kocanızın parasınıııı, siz yemezseniz dostu yiyecek!
Aynı satıcıdan 2. inci (gözleme satıyor bu abi): 
- Ödemeyi nereye yapıyoruz? 
- Siz bana verin, ben Bilal'e iletirim.

İklimler

Sabah güneş, öğlen saatlerinde yağmur, akşamüstü gene güneş tropik iklim değil miydi yav? Ben durumun ciddiyetini dün Bünyamin'i dinlerken kavradım. Yolda yürürken sel gelirse ne yapmamız gerektiğini anlatıyordu! 
Bence Nişantaşı'nda yürürken sel gelirse artık bırakıcan kendini kardeşim. Çünkü belli ki adam seni öldürmeyi kafasına koymuş. Bundan kurtulsan Elmadağ'dan lav fışkırtacak. O yüzden, koyver kurtul kanımca.

Ankara'nın Bağları

Ankara'lı erkeklerin iktidarsızlık problem bahseden 'Ankara'nın bağları' türküsü neden düğünlerde ısrarla çalınıyor ve daha acayibi herkes adamcağızların durumuna üzüleceğine, neşelenip oynuyor?

İyileşmek için Sanat

Art as a theraphy

14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA

İnançlı bir insan olmayabilirsiniz, ben de değilim. Ama şu anda 300 insan yerin dibinde can pazarı yaşıyor. Hepimizin en büyük korkularını, yanarak, boğularak, ezilerek ölme korkularının hepsini aynı anda hissediyorlar. Dışarıda binlerce insan babasını, kocasını, kardeşini her dakika daha az umutla bekliyor. İçinizden bir dua edin, daha evvel hiç etmemiş olsanız bile. Belki vardır, belki duyar, belki bu memlekette her işin dönüp dolaşıp ona kalmasından bıkmamıştır. Belki.

4 Mayıs 2014 Pazar

KİTAPLARIM

Pertev Naili Boratav – Az gittik uz gittik. Bu kitap muhtemelen doğduğumdan beri bende. Şaka değil. Benden 2 yaş büyük. 67 tane masal var içinde. Peri kızları, dervişler, bir dudağı yerde bir dudağı gökte devler, saçma sapan işler. Gözümü kapatsam ezbere okurum, ama gene de gözüm açık okuyorum döne döne. ‘Evvel zaman içinde kalbur saman içinde’ diye başlıyor. Tabii ki J

Eflatun Cem Güney – Adını hatırlamıyorum L Zaten bende değil artık, kim bilir ne oldu. Resimlerini Abidin Dino’nun çizdiği muhteşem bir masal kitabıydı. Ben de o resimlerin kenarına kendi resimlerimi çizmiştim. Her şeyin 40 gün 40 gece süreceğini  ve her yere az ve uz gidileceğini sanıyordum. Yaş 4 falan J

Fernand Nathan – Contes et Légendes Grec et Barbare. Okul kitabı. İçinde Hachette Kitabevi damgası var. Elif Bilgin 7-A yazıyor. Benim için kıymetini siz düşünün! Mitoloji dersi kitabı. Bütün tanrılar, tanrıçalar, yarı tanrılar ve ölümlüler. Paris, Helene, Iphigenie… Hatırlıyor musunuz kızlar? ‘Il y a beaucoup, beaucoup d’années, en Asie Mineure, proche de la mer, existait une ville qui avait pour nom Troie’ diye başlıyor.

Orhan Pamuk - Neredeyse bütün kitapları. Kara Kitap’la nefesimi kestiğinden beri.  (Napiyim seviyorum adamın kitaplarını) ‘Yatağın başından ucuna kadar uzanan mavi damalı yorganın engebeleri, gölgeli vadileri ve mavi yumuşak tepeleriyle örtülü tatlı ve ılık karanlıkta Rüya yüzükoyun uzanmış uyuyordu.’

Stephen King – The Stand. Edebiyatçılar burun kıvırabilir istedikleri kadar ama The Stand’i,  ki kafam kadar bir romandır, yazmak için insanın içinde birazcık Tanrı olmalı diye düşünüyorum. Şimdi de gene kafam kadar başka bir romanı ile boğuşuyorum. Under the Dome. Saygılar Mr. King. The Stand ‘ Sally. Wake up now Sally’ diye başlıyor.

Rebecca Wells – The Divine Secrets of Ya Ya Sisterhood. 3 nesil Bayou hayatı. O da ne diyeceksiniz, okuyun da görün J Hatta filmi de çekilmişti. ‘Tap dancing child abuser. That’s what the Sunday New york Times from March 8, 1993, had called Vivi’ diye başlıyor.

Charlie Huston – Six Bad Things. Rollercoaster gibi bir kitap. Meksika, Kaliforniya, Rus Mafyası, Las Vegas… bu türün çok çok güzel yazılmışı. ‘I’m sitting on the porch of a bungalow on the Yucatan Peninsula with lit cigarettes sticking out of both my ears’ diye başlıyor J Durum anlaşıldı sanırım.

Laura Esquirel – Like Water for Chocolate. Filmi seyretmişsinizdir belki ama kitabı da okuyun. Meksika ilginç bir yer. Bütün kitapları biraz masal gibi oluyor. En azından benim okuduklarım. Her bölüm bir yemek tarifiyle başlıyor ve sonra masal devam ediyor. ‘To the table or to bed, You must come when you are bid’ diye başlıyor J

John Lanchester – The Debt to Pleasure. Yemek kitabı kısvesi altında deneme kitabı gibi yapan bir roman. Hem de cinayetli falan. Çok leziz. Tadı damağınızda kalabilir. ‘ Spring, optimum time of the year for suicides, is also an excellent season for the cook’ diye başlamıyor, bu cümle 2. Bölümden J

Martin Amis – Time’s Arrow. Benjamin Button’ın senaryosunun bu romandan esinlendiğini hatta aparıldığını düşünüyorum. Ama zannetmeyin ki hikaye o. Mr. Amis’le karşılaşıp uzun bir sohbet etmek isterdim. Mantar içmek gibi bir şey olurdu sanırım. Zamanın ters aktığı bir roman yazmış adam. ‘what goes around comes around’ diye başlıyor, ya da bitiyor, kitabı ne tarafından okumaya başlarsanız.

Junichiro Tanizaki – The Makioka Sisters. 2.dünya Savaşı sonrasın’da Osaka. Kaybolan Japon aristokrasisi. Bu kitapta hiçbir şey olmuyor. Yani öyle olaylar, aksiyon, bir ana akış falan yok. Bir aileyi camdan izliyormuşsunuz gibi. Çok sade ve güzel. Pek anlatamadım biliyorum ama güzel işte. ‘Yukiko’s diarrhea persisted through the twenty-six, and was a problem on the train to Tokyo’ diye bitiyor, o kadar kötü anlattım ki nasılsa okumayacaksınız, sonunu söylememde sorun yok.

Alice Sebold – The Lovely Bones. İç karartıcı ama bir şekilde masalsı. Filmi de çekilmişti sanırım. ‘My name is Salmon, like the fish, the first name Susie. I was fourteen when I was murdered on December 6, 1973.’ diye başlıyor.

Pete Hamill – Forever. Cormac O’Connor 1740 yılında İrlanda’dan New York’a geliyor. Tabii ki nasıl olduğunu anlatmayacağım bir şekilde şöyle bir şansa / lanete sahip oluyor. Ölümsüz. Ama Manhattan’dan dışarı çıkmadığı sürece! Bir sürü meslek, bir sürü insan, sürekli değişen ada, sonsuz bir hayat. Central Park’ın ilk hali… Ben bayılmıştım. ‘There he is, three days after his fifth birthday, standing barefoot upon wet summer grass.’ diye başlıyor ve yüzyıllarca devam ediyor.

Bret EastonEllis – Glamorama. Çok acayip çok. Glamorama edebiyata Nirvana’nın Rock’a yaptığını yaptı’ demişler. Ben daha ne diyeyim? İlk cümlesini yazmıyorum çünkü tam 15 satır. Ama 2. cümle ‘ Nobody around here has to wait long for someone to say something.’

Anthony Bourdain – Kitchen Confidential. Anthony abi televizyona çıkıp çok meşhur olmadan çok çok önce, sıkı bir aşçıyken yazdığı süper bir kitap. Zaten kapağındaki resimde soğanın cücüğü gibi J (Çok genç manasında yazdım ama açıklamazsam kimse anlamayacak sanırım). ‘It is one of the central ironies of my career that as soon as I got off heroin, things started getting really bad’. Hahahahaaa

Louisa May Alcott – Küçük Kadınlar. Jo hep kahramanım olarak kalacak. Uzun seneler baş ucumdaydı. Şimdi nerede bilmiyorum. Yenisini almalıyım.

Gabriel Garcia Marquez – Kırmızı Pazartesi. Bir cinayet işlenecek, herkes bunu biliyor ama kimse bir şey yapmıyor. Marquez için bir şey söyleyip haddimi aşmak istemiyorum. Saygılar. ‘Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 5:30’da kalkmıştı’ diye başlıyor.

Haruki Murakami – Sahilde Kafka. Murakami’yi daha bir iki senedir keşfetmiş olmam tamamen benim ayıbım. ‘Öyleyse para meselesi bir şekilde halloldu? diyor Karga adlı delikanlı, o her zamanki sakin konuşma tarzıyla.’  Keşke Japonca bilsem de Karga benimle de konuşsa.


Umberto Eco – Gülün adı. Yayınlandıktan 3 gün sonra bitirmiştim ama kimse inanmamıştı. 600 küsur sayfa. Tam vize haftasında çıkmış olması Can Yayınlarının ayıbıydı tabii. ‘Kasım sonlarında güzel bir sabahtı’ hem kitapta hem de hayatta J

21 Nisan 2014 Pazartesi

Türkiye'nin en sözü dinlenen insanı

Siz Türkiye'nin en sözü dinlenen insanı kim biliyor musunuz? Hayır seyrek bıyıklı uzun adam değil. Seyrek bıyıklı, kısık sesli diğer adam hiç değil zaten. Ben söyleyeyim: Kadir Çöpdemir!!! Allaam bu gözlüklü dombalak organizma nasıl bir cevherdir ki Türk halkına herhangi bir şey satmak isteyenin aklına ilk trink diye o geliyor? Sucuk, gsm, petrol istasyonu, kahve, kargo şirketi hiç fark etmiyor. Görünen o ki Kadir ne derse bu memlekette o oluyor.

TRAFİKOMETRE

Trafikte ne kadar kalacağınızı ne satıldığına ve kimin dilendiğine göre aşağı yukarı kestirebiliyorsunuz.
Su, çiçek, simit: Çok değil.
Oyuncaklar, balonlar: Eh işte, maça yetişirsin korkma..
Dilenen küçük çocuklar: Daha uzun süre oradasın bebişim, o satıcıdan su alsaydın keşke.
Bacağı olmayan dilenciler: B.ku yediğinin resmidir. Kedinin mama kabı doluydu umarım çünkü evi tekrar görmene çooook var.

HARRY POPPINS

Bugün parkta Harry Poppins'le (yazım hatası yok) karşılaştım. Parkta yayılmış kitap okuyoruz, 3-4 ağaç ötemize bir çift geldi. Bir senedir bir türlü bitiremediğim 1074 sayfalı kitabımdan (hayır zebur değil) başımı ikinci kaldırışımda aaa o ne adamın elinde bir şampanya şişesi ve iki kadeh? E bunların çantası torbası yok neresinden çıkardı bunları? Allaaa allaaa. Neyse gözümü dikip bakmayayım, daha 400 sayfa var.
Bir süre sonra tekrar baktığımda adamın elinde kafam kadar bir hindistan cevizi? Yok artık, bu noktada kitap bütün cazibesini kaybediyor tabii. Adam hindistan cevizini deldi, suyunu kadehlere akıttı, içtiler.
Neyse her şey gene normal gibi. Bir kaç sayfa daha okudum, bir daha baktığımda kadının elinde küçük, adamın elinde büyük birer köpek tasması (ucunda da köpekler!) Şampanya şişesi falan da gitmiş!
O sırada tanıdıklar geldi sohbet sırasında bir süre dikkatim dağılmış, kalkarken baktığımda çift ilk hallerine dönüşmüş? Şampanya, hindistan cevizi ve köpekler yok.
Köşeyi dönüp gözden kaybedene kadar dönüp dönüp baktım belki adamın kadını katlayıp cebine koyuşunu görürüm diye, ama olmadı.

SBS

2013 yılında yapılan Seviye Belirleme Sınavını iptal eden Ankara Bölge İdare Mahkemesi hızını alamayıp ardından 1985 üniversite sınavlarını, geçen yaz Cornetto'nun yaptığı bir alana bir bedava kampanyasını ve Aldülhamid'in padişahlığını da iptal etmiş. Hadi bakalım.

18 Nisan 2014 Cuma

Aşk Mektubu

Bu hafta Sartre'ın ölüm yıldönümüydü.
Beauvoir'a yazdığı bir mektubu buldum. Sartre 24, Beauvoir 21 yaşında 

Love Letter

Dünyanın En iyi Görüntü Yönetmeleri

Kendi kamerasını yapandan siyah yağmuru bulana, flare'in babasından, full focus'un abisine kadar dünyanın en iyi 25 görüntü yönetmeni. Saygılar.
(Hazır siteye girmişken en berbat 20 aktöre falan da bakarsınız:)

The 25 Greatest Cinematographers In Film History 



What Are You?

Bu 'What are you?' testlerinin hastasıyım. Mesela sarı, Paris, etli bezelye, Won Kar Wai, ekşi, papatya çıkabiliyorsun. Ki böyle çıkan varsa hemen beni arasın çünkü ben de mavi, Barcelona, kızarmış patates, Nuri Bilge Ceylan, tuzlu, kasımpatı olabilirim ve bu durumda yükselenlerimiz çok uyuşuyor. Afvghjblfsss

CANNES FİLM FESTİVALİ 2014

Sabah sabah çok güldüm.
Cannes'a kabul edilen filmler / yönetmenler açıklanmış.
Nuri Bilge de var. Bu seneki filminin uzunluğu 3 saat 16 dakikaymış. Paris'te düzenlenen basın toplantısında süre açıklandığında basın mensuplarından hiiiii sesi yükselmiş.
Sevdiğin için seyretmek başka ama iş icabı Nuri Bilge'yi seyretmek zorunda olmak kadar berbat bir şey düşünemiyorum. Bayağı mesleği terk etme sebebi olabilir. Kimbilir ne eleştirmenler Uzak'ı seyrederken uzadı gitti meslekten.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bir ağaç sizden, bir orman bizden

ODTÜ Geliştirme Vakfı bir kampanya başlatmış. 'Bir ağaç sizden bir orman bizden'. Varolan 'bozuk' orman alanının iyileştirilmesi ve 100 hektar alanın ağaçlandırılması için. 
ODTÜ ormanlarında 140'tan fazla kuş türü, çeşitli balık türleri, kurt, tilki, keklik, tavşan, yılan, kaplumbağa yaşıyormuş. 
ORMAN yazıp 6056'ya sms atarsanız bir tilki çok mutlu olacak, bir sms daha ve hooop kurt da sevindi. Bu mesajı paylaşırsanız hele, ormanda bir neşe bir neşe...

15 Nisan 2014 Salı

Büyük Budapeşte Oteli ("The Grand Budapest Hotel")

Ralph Fiennes'in (her ne kadar adının okunuşu konusunda kendisiyle aynı fikirde olmasam da) hastasıyım ezelden. Bu bilgi bir tarafta dursun. 
Peki o Tony Revolori'ye ne demeli? IMDB cast listesinde adamın ismini 30. sıraya falan yazmış. Halt etmiş, siz aldırmayın. Filmin neredeyse her karesinde var. İyi ki. Kurşun kalemle bıyığını çizdiği andan itibaren zaten benim listemde bayağı yukarı yerleşti bile. 
Sonra, Murray Abraham (benim için hep biraz Salieri), Adrien Brody, Willem Dafoe, Jeff Goldblum, (Evet hala aynı filmden bahsediyorum, ve hepsi oynamış inanmazsınız) Harvey Keitel, Bill Murray, Edward Norton, Jude Law, Owen Wilson, Tilda Swinton daha devamı var da siz aldınız mesajı. Çok iyi oynamışlar demiycem, zaten siz de öyle bir yorum beklemezsiniz benden herhalde. Böyle cümbür cemaat Hollywood'da kim varsa filmleri genelde bişeye benzemez. Ama işte Wes Anderson yapınca olmuş. Böyle çizgi masal gibi, hayat da böyle tipi tipi aksa nasıl olurdu acaba gibi... Orta Avrupa ülkesi Zubrowska'da geçiyor (ki zubrowska Polonya'da bir vodka markasıymış :))
Aşırı gerçekçi, aşırı Amerikan, aşırı içe işleyen, aşırı hiç bir şey demeyen falan filmler seyretmekten muzdaripken bana çok iyi geldi. Aşırı tatlı deyip Willem abiye falan ayıp etmeyeyim ama dekoru mesela ekmeğe sürüp yiyesi geliyor insanın, kategori o civarda yani.
Ben sevdim. siz de seversiniz sanki.
PS: Kedi ölmeseydi daha iyi olurdu kanımca.

The Grand Budapest Hotel

8 Nisan 2014 Salı

Film Festivali

Offfff Akbank Film Festivali işlerini anlamıyorum  Yani hangi filmden bahsettiklerini anlamıyorum. Ama Sarin gazı, illerin geçmiş yıllardaki oy oranları, üzerine hes yapılan akarsular, devlet ihaleleri yönetmeliğinin son bir yılda kaç kere değiştiği, kullanıma açık DNS'ler falan hepsini biliyorum maşallah. Sinir oluyorum kendime.

13 Şubat 2014 Perşembe

Yiyecek, GDO vs

Ne yiyebileceğimiz konusu çok karışık. Bir defa eğer dağda kaynağından dolduramıyorsak su içemiyoruz. Damacana sular arasında 100 üstünden + alabilmiş su yok. Puanı -11.000 olan var diyeyim siz anlayın. Et yiyemiyoruz, hayvanlara antibiyotiği basıp ne idüğü belirsiz yemler yediriyorlar, mesela danalara kesilmiş danaların artıklarını falan. Tavuğa hiç girmiyorum, hepinizin malumu. Balık desen kanalizasyonda yüzüyor. Dip balıkları civa dolu. Diğerleri çiflikte kendi pisliklerinde yaşıyor. Mesela senelerdir İzlanda somonu yiyormuşuz, neden biliyor musunuz? Çok yüksek radyasyona rastlandığından hiç kimse almamış, onlar da hepsini bize satmışlar. İyi mi? Tahılda ilaç inanılmaz oranda, üstelik artık üstlerine sıkılmıyor, direkt genlerine ekleniyor böcek ilacı. Ne sevimli değil mi? Sebzelerin ne olduğu belli değil. Bütün tohumlar mutant, Tarım Bakanımız ülkeye GDO'lu ürün sokmuyoruz diyor ama dünyanın en büyük mutant tohum şirketinin onlarca merkezi var memlekette. Pamuk şeker satıyorlarsa bilemem ama bana öyle gelmiyor. Mısıra ayrı bir başlık açmak lazım. Artık dünyada GDO'suz mısır kalmamış. Mısır yemem olur biter diyorsanız yanılıyorsunuz çünkü artık şeker bile mısırdan yapılıyor. Ekmekte, bütün pastane ürünlerinde, hatta ketçapta falan mısır var. Kaçarı yok yani, geçmiş olsun. Yani kısacası gönül rahatlığıyla yenebilecek hiçbir şey yok.
B.k yiyin diyorlar sanırım, en azından menşei belli.

SGS

Köprülerde yeni sistemin adı SGS olmuş. 
Sanırım 'S.. git sistemi' manasına geliyor. Yani bi o kalmıştı da o yüzden.

Batman, Elektrik vs

Batmanlılar elektriği kaçak kullanma haklarını özgürce kullanabilmek için sokaklara döküldüler. Şirket çalışanlarını dövdüler falan.
Sonra Dicle elektrik şirketi açıklama yaptı. Bölgede kaçak elektrik kullanımı %75e varıyormuş. Evler satılırken veya kiralanırken 'kaçağa bağlı' olanların rayici daha yüksek oluyormuş. Hatta ev ilanlarında bu durum 'avantajlı' olarak geçiyormuş. Eğer elektriğini ödemek isteyen olursa apartman sakinleri ona bayağı girişiyorlarmış. 
Ne şirin di mi?

Mustafa Topaloğlu

Mustafa Topaloğlu'nun ne dediğini anlamıyorum. Saba Tümer'in programına çıkmış, konuşuyor, Saba da anlayıp cevap veriyor, bayağı sohbet ediyorlar ve ben hiçbir şey anlamıyorum. Sloven tvsini izliyor olsam aşağı yukarı böyle hissederdim yani. O kadar.

Kim Milyoner Olmak İster?

Kim Milyoner Olmak İsteyen'i seyreden Türk milletinin en büyük arzu ve ülküsü eğitim zanneder. Herkes ya kendi eğitimi ya çocuğunun eğitimi için kazanmak istiyor. Bi dürüst adem de çıkıp 'yiycem lan çıtır çıtır' demiyor. 
Üniversite sınavında 30. falan olmuş insanlar mavi boncuk ne bilmiyorlar mesela. Master yapsan nolacak? Paraya yazık, ye, daha iyi olur kanımca.

Umut

Adriana Lima'nın profil fotoğrafının altına 'tanışabilir miyiz?' (türkçe) yazan arkadaş, ben de hayata senin kadar umutla bakmak istiyorum. Ama olmuyor.

Safiye Soyman ve yanındaki adam

Hadi Safiye şarkıcı, oraya buraya davet ediliyor o yüzden sürekli maruz kalıyoruz, onu anladık, ama o yanındaki adam kim ya? Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime.

Havalar

Memlekette tek iyi giden şey hava, o da hiç iyi değil aslında.