Sayfalar

15 Aralık 2008 Pazartesi

Bayram'da Türk Filmleri

Bayram tatili film seyretmek açısından çok verimli geçti.
Tatilden hemen evvel Arog'un galasına gittim. Gala hep telefonla işlerini halleden biz prodüktörler için çok güzel bir ortam oluyor. Uzun zamandır görmediğimiz eski dostlar ve hep konuştuğumuz ama hiç görmediğimiz meslektaşlarımızla bir araya gelmek; her gün görüştüğümüz diğerleriyle de farklı bir ortamda farklı konular konuşmak güzel oluyor. Depo Film'e bu organizasyon için teşekkür ederim.
Filme gelince, önce herkesten bu kadar şiddetli eleştiriler aldığı için Cem Yılmaz'ı kutlamak gerek. Seven ölesiye seviyor filmi, sevmeyen de yerin dibine batırıyor. Ben sevmeyenlere daha yakınım sanırım ama işin o kadar da kötü olduğunu düşünmüyorum. Eli yüzü düzgün, yer yer komik bir iş var karşımızda. Bazı yerleri fazla uzun, dolayısıyla sıkıcı olsa da, sırf Türk sinemasının 'Dünyayı Kurtaran Adam'dan nerelere geldiğini görmek için bile seyredilmesi lazım çünkü filmin asıl gücü prodüksiyonunda ve efektlerinde. Acaba bütün beyin ve iş gücü post prodüksiyon tarafına harcandı da espriler ondan mı biraz yavan kaldı diye bile düşünüyorum. Filmin promosyonunun aylar evvel başlaması ve çok yoğun yapılması da bir şanssızlık oldu sanırım. Beklenti çok yükseldi ve biraz da başlamadan bıktırdı.
İkinci film Issız Adam. Bu film de bir kıyamet kopardı. Ayılıp bayılanlar, ağlamaktan gözleri şişenler. Eski plakçıları basıp ne var ne yoksa toparlayanlar. Ben en çok televizyon kanallarının fellik fellik Ayla Dikmen'i aramasına güldüm. Kadıncağız öleli nerdeyse 20 sene olmuş. Yoksa o da diğerleri gibi program program gezmeye başlar mıydı acaba?
Issız Adam filmi iyi bir gözlem sonucu iyi yazılmış, iyi çekilmiş, görüntülerine ve müziğine özellikle titizlenilmiş bir film. Ayrıca bu kadar insanın 'bam telini titrettiğine' göre, Çağan Irmak ve Most Prodüksiyonun ellerine sağlık. Benim kişisel fikrimse, her sene Amerika ve Avrupa'da yüzlercesi çekilen filmlerden biri. Bunu kötülemek için söylemiyorum. Türkiye'de vizyona giren ve başarılı olan filmler genelde bizden başka kimsenin seyretmeyeceği türden olduğu için (Bkz Recep İvedik, Muro...) Issız Adam o türde yapılan bir filmin de tutulabileceğini göstermesi açısından çok önemli. Sinemayı Kurtlar Vadisi ve İvedik benzerlerinin eline bırakmadığı, sulu zırtlak komedimsi ve belde tabanca dışında filmlerin de seyirci bulabileceğini bize müjdelediği için Çağan Irmak'a teşekkür ederim. Yalnız, bu filme aşk filmi demeyelim, ayıp oluyor.
Osmanlı Cumhuriyeti'ne gelince. O filmin ne yapmak istediğini ben anlayamadım. Eğer bir komedi olarak çıktıysa yola, olmamış. Bayağı hüzünlü, insanın boğazını düğümleyen bir durumu var son Osmanlı padişahının. Yok eğer komedide gözümüz yok, biz tarihi bir dram yapmak istedik diyorlarsa, orda Ata Demirer'in işi ne? Böyle bir rolü oynayacak en iyi aktör o mudur Türkiye'de? Ayrıca bu kadar espriye müsait bir konu bulunmuşken, e Ata Demirer de varken helva yapamamış olmak büyük bir ayıp bence. Biz en iyisi bu konuyu hiç ellenmemiş sayalım ve adam gibi bir komedi bekleyelim.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Şehir Planlaması 1 - Meraklar içindeyim

Dünyanın hangi ülkesinde bir şehrin deniz kıyısı otobüs, minibüs ve dolmuş duraklarına ayrılır?
Kadıköy, Harem ve Üsküdar'ın sahilini işgal eden bu çirkinliğe acaba kim izin verdi? Neden kimse itiraz etmiyor gibi sorularım var.
Maslak'ta tek şeritli ana yol (!) üzerine 2 gökdelen daha dikiliyor. Mashattan ucubelerinin hemen önüne. Eski çorap fabrikasının yerine de alışveriş merkezi ve rezidans inşa edileceği söyleniyor. Kaldırım kenarlarına park tamamen yasak nedense. Çekiciler bütün gün dolaşıyor.Bu planlamayı, aslında genel olarak Maslak'ın planlamasını kim yaptı ve yapıyor, merak ediyorum. Planın neresinde yeşil alan var acaba? Planlamacının yeşil alan mefhumu var mı merak ediyorum.
Tepecik yolu ile 2. köprü bağlantısı planlamasını kim yaptı sonra kim bozdu merak ediyorum.
Geçen senelerde Koç köprüsü ve civarının düzenlemesini değiştirip her şeyi birbirine katan, bazı semtlerden bazı semtlere ulaşmayı imkansız hale getiren planlamacı kimdi merak ediyorum.
Bebek caddesinin ortasına 2 şeriti birbirinden ayırmak için beton döken böylece yolu daralttığı için arabaların park etmesine engel olan planlamacı kim merak ediyorum. Trafik sadece transit bir şey değildir ki. Bir yere vardıktan sonra arabanı ne yapacağını da düzenlemesi gerekir. Kısa süreli kaldırım kenarı park imkanı ve ayrıca otoparklar da plana katılmalıdır. Önünde kimsenin duramadığı dükkan iş yapar mı?
Boğaz'da deniz doldurulup genişletilen betondan kaldırımların etrafına çekilen demirden, nerdeyse bel hizasında bariyerlerin sebebini de merak ediyorum. Eğer üzerinde yürümeyeceksek o kaldırımlar neden yapıldı? Kaldırıma geçmek yasak mı? Yoksa yaşlı, sakat, çocuk ve hamilelere garezi mi var bunu yapanların? Merak ediyorum.

13 Kasım 2008 Perşembe

Müslümanlar için Evlilik Sitesi

Amerika'da gösterimde olan filmlerin gişe hasılatları



İnsanların ruh halleri ve beğenileri izledikleri filmlerden anlaşılabilir genelde.
Amerika'da gösterimde olan filmlerin gişe hasılatları aşağıda.

Madagascar: Escape 2 Africa 63.1 million, 63.1 million
The Dark Knight 26.1 million, 441.6 million
Role Models 19.2 million, 19.2 million
Pineapple Express 23.2 million, 41.3 million
High School Musical 3: Senior Year 9.2 million, 75.6 million
The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor 16.5 million, 71.0 million
The Sisterhood of the Travelling Pants 10.7 million, 19.6 million
Challenging 7.3 million, 20.6 million
Step brothers 9.1 million, 81.1 million
Zack and Miri, 6.3 million, 20.7 million
Mamma Mia! 8.2 million, 104.1 million
Saw V 4.1 million, 52.2 million
Wall -E 3.1 million, 210.2 million

Filmin adı, Geçen haftaki gişe hasılatı, Toplam gişe hasılatı

11 Kasım 2008 Salı

3 Maymun ve Mustafa


Bu ay bizim için Türk filmleri ayı oldu.
Önce Mustafa'yı, bu haftasonu da 3 Maymun'u seyrettik.
3 Maymun tipik NBC filmlerinden daha tempolu olmuş. Ama bu haliyle bile bazı sahneler insanın içini kıyacak kadar yavaş ve durağan. Ben bir reklamcı olarak bu filmi montajlasaydım ancak bir kısa film çıkardı diyeyim, siz anlayın :) Tabii böylece film bütün ruhunu yitirirdi, o ayrı.
Bu kadar yavaş akan bir filmde bari karakterleri biraz daha derinlemesine tanıyabilseydik diye de düşündüm. Film konusunda konuştuğum bir arkadaşım filmin karakterlerin yüzeyselliği ve kopukluğunu vurgulamak için böyle yaptığını söyledi. Haklı olabilir.
Filmin fragmanında yer alan tecavüz sahnesinin neden makaslandığını merak ediyorum. Bizim ne seyredip ne seyretmeyeceğimize karar verme hakkını kim veriyor bu adamlara?
Negatif eleştirilerim bu kadar.
Antalya'da Altın Portakal kazanan Burak Balkan'ın post işi hakikaten başarılı. Yalnız filmin tümünde yakın yüz planlarında kameraya tülbent örtülmüş de öyle çekilmiş gibi bir bal peteği dokusu var. Bu da digital filmi 35mm'ye benzetmeye çalışırken yapılan bir şey sanırım.
Bunların dışında Ceylan'ın tartışılmaz dehasını sinemada seyretmek fırsatını kaçırmamalısınız. 3 Maymun konusu ve oyunculuklarıyla ilginç bir film. Yavuz Bingöl 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek ama ne de güzel olmuş bir seçim. Hatice Aslan beyazperdeye ne kadar yakışmış, şimdiye kadar nerelerdeymiş? Ahmet Rıfat Şungar da çok başarılı bir oyuncu. http://nbcfilm.com/3maymun/3maymun.php?mid=1 sayfasında filmi Cannes'da seyredenlerin yazdıklarını okudum da, Ceylan'la aynı 'güzel ve yalnız ülkenin' vatandaşı olmakla gurur duydum.
Mustafa'ya gelince. Ben mi çok naifim bilmiyorum ama kopan fırtınanın sebebini tam anlayamıyorum.
Film yüzeysel ve etkileyicilikten uzak. Drama kısmı çok kısa tutulduğu için detayları anlatma, bugüne kadar sadece kitaplardan okuyabildiğimiz konuları canlandırma fırsatı kaçırılmış nedense. Oysa Atatürk'ü oynayan Gökhan Akyüz'ün şaşırtıcı benzerliği daha çok kullanılabilirdi.
Esas tartışma konusu olan Atatürk'ün zayıf taraflarının öne çıkarılması konusuna gelince, karanlıktan korktuğu için Atatürk gözümüzde azalır mı? Ya da içki içiyormuş diye ona saygı duymaz mıyız artık? Nedir yani? Araya serpiştirilmiş bir kaç cümle (tartışanların iddialarına göre kötü niyetle), benim Atatürk ile ilgili herhangi bir fikrimi veya duygumu değiştirir mi? Hayır.
Bizim ve bizden evvelki kuşakların Atatürk'le bağı bilgiden çok duyguya dayanır zaten. Yoksa resmi tarihimizde insani tarafları tarlada karga kovalamak ve Ülkü'nün elinden tutup tahtaya yazı yazdırmaktan öteye geçmez nedense, ağırlık hep hangi tarihte ne yaptığına verilmiştir.
Ama kayıtsız şartsız bir sevgidir bizimki. Onu uzaktan da olsa görmüş, o dönemi yaşamış büyükanneler, dedeler tarafından bebekliğimizden beri bize anlatılan hikayelerle sapasağlam inşa edilmiş bir sevgi. Bu yazıyı yazarken bile gözlerimin dolması da bundandır. Değişmesi de öyle Can Dündar'ın bir belgeselindeki bir cümle, satır aralarına sıkıştırılmış bir yeni bilgiyle falan mümkün değildir. Nasıl köklü bir duyguysa ne tarih kitaplarının soğuk, rakamlar ve yer isimlerine hapsolmuş anlatımı ne de düşmanlarının gitgide yoğunlaşan çabası onu değiştiremez, azaltamaz, yok edemez.
Velhasıl Can Dündar söylendiği gibi Atatürk'ün zayıflıklarını öne çıkardığı, zamansız, kifayetsiz bir belgesel de yapmış olsa ben gider seyrederim. İlk kez göreceğim bir kaç görüntüsü, insani tarafıyla ilgili bir iki bilgi, onu küçük tv ekranında değil de aklımda canlandığı dev boyutunda perdede görmenin keyfi ve bir sinema salonu insanla bunu paylaşmak için.

24 Ekim 2008 Cuma

Prezervatifin Türkçesi

Dolaşan bir e-mail var bugün, eğer atmasyon değilse bu Yozgat'lı arkadaşı bir reklam ajansı işe almalı. Ürün ismi bulmak bayağı zordur, böyle çarpıcı ve esprilisine şapka çıkarmak lazım.
''T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde, AIDS ile mücadele dernekleri halkı bilinçlendirmek adına bazı etkinlikler düzenlemiş ve bu kapsamda bir önceki sene halka bedava kondom dağıtmışlardı.
Bu yıl da para ödüllü bir yarışma düzenlemişler.
Yarışmanın sorusu şu:
” Prezervatif’ i bilinen adlarının dışında halkın anlayabileceği en açık şekliyle nasıl ifade edebilirsiniz? ”
Ödül, Yozgat-Sorgun’ dan yazan Cevat Uştu’ya verilmiş.
Cevap: Kuşa-kabin''

22 Ekim 2008 Çarşamba

Bu Kışın Dikkat Çeken Filmleri

Button
http://www.benjaminbutton.com/ (Brad Pitt’in son filmi. 80 yaşında doğup geriye doğru yaşayan bir adam hakkında. Daha gösterime girmeden Oscar’a aday olacağı söyleniyor)
Filth and Wisdom
http://www.apple.com/trailers/independent/filthandwisdom/ (Madonna’nın ilk yönetmenlik denemesi)
Rachel Getting Married
http://www.sonyclassics.com/rachelgettingmarried/ (Yönetmen Jonathan Demme)
Flash of Genius
http://www.aceshowbiz.com/video/download/00003893/ (Araba sileceğini icat edip Ford’a kaptıran bir üniversite profesörünün hikayesi)
Milk
http://www.apple.com/trailers/focus_features/milk/large.html (Gus Van Sant’ın son filmi. Sean Penn seçilmiş en yüksek göreve gelen gay Harvey Milk’i canlandırıyor. Gerçek bir hikayeden uyarlanmış.)
Doubt
http://doubt-themovie.com/ (Meryl Streep ve Philip Seymour Hoffman)
Synecdoche, New York
http://www.sonyclassics.com/synecdocheny/ (Charlie Kauffman yönetmiş.)
The Soloist
http://www.apple.com/trailers/paramount/thesoloist/trailer_large.html (Bu film de şimdiden Oscar adayı sayılıyor. Robert Downey yavaş yavaş kendine geliyor galiba)
W
http://www.wthefilm.com/index2.html (Oliver Stone’dan bir başkan filmi daha. George Bush hakkında, dolayısıyla trajikomik görünüyor)
Blindness
http://www.blindness-themovie.com/ (Cannes’ın açılış filmiydi)
Nixon/Frost
http://www.filmbuffonline.com/FBOLNewsreel/wordpress/?p=979 (Ron Howard yönetmiş. Richard Nixon hakkında. Oscar’da ‘Button’ın en büyük rakibi olacağı söyleniyor)
Burn After Reading
http://www.apple.com/trailers/focus_features/burnafterreading/ (Coen kardeşlerden, Brad Pitt, George Clooney, John Malkovich! Yok artık!)
Zack and Miri Make a Porno
http://www.zackandmiri.com/trailer.html (Seth Rogen)

GILGAMIŞ

Ben kendimi bildim bileli bu ülkede insanları mutsuz edecek bir sürü sebep var. Önce savaş, kuyruklar, terör, akıllara zarar enflasyon, yurtdışına çıkma yasakları, sonra kültür yozlaşması, üstüste krizler, işsizlik, çevrenin ve kaynaklarımızın hor kullanımı, über kötü iktidarlar ve onlara oy veren eğitimsiz, geleceksiz, umutsuz, insan yerine hiç koyulmamış, dolayısıyla insan gibi hareket edip düşünemeyen insanlar, akla hayale gelmeyecek yolsuzluklar, bunların kanıksanması, aptal insanlar tarafından aptal yerine konmanın dayanılmaz sıkıntısı...
Hatırladığım bir refah dönemi yok.
Bugün uluslararası başarılarımızı, bilime ve sanata katkılarımızı, 'anlı şanlı' tarihimiz kadar parlak geleceğimizi konuşabilecekken dünyanın ekonomi sahnesinde 'tepişen atlar arasında kalan eşek' olmaktan ileri gidememizin, bilimi tamamen ıskalayıp sanatı da İbrahim Tatlıses vb olarak tanımlamamızın sorumlularının 'Gılgamış' kod adı altında soruşturulup, kovuşturulup yargılanmasını, yaşayanların cezalandırılıp, ölmüş olanların da 'itibarlarının geri alınmasını' talep ediyorum. Yalnız Ergenekon gibi sirk şeklinde değil de baklava çalan çocukların yargılandığı ciddiyette.

14 Ekim 2008 Salı

Hepimiz aynı şehirde yaşıyoruz

Hepimiz aynı şehirde yaşıyoruz ama bazılarımız daha şanslı. 'E tabii ki' diyorsunuz değil mi?Tahmin ettiğiniz gibi değil. Yalıda oturanlardan bahsetmiyorum, ya da köşkü olanlardan, yelkenlisi olanlardan. Zenginlik değil yani bahsettiğim.


Hepimiz aynı şehirde yaşıyoruz ama aramızdan bazılarının yaşadığı şehirde denize giriliyor. Onlar bir sahil şehrinde oturuyorlar. Sabah kalkıp, kıyıya gidip cup denize giriyorlar. Plajları var. Deniz kenarlarında geniş yeşillik alanlarda mangal yapabilecekleri yerler var. Denizden çıkan midye yenebiliyor,


Hepimiz aynı şehirde yaşıyoruz ama aramızdan bazılarının