Sayfalar

13 Şubat 2014 Perşembe

Yiyecek, GDO vs

Ne yiyebileceğimiz konusu çok karışık. Bir defa eğer dağda kaynağından dolduramıyorsak su içemiyoruz. Damacana sular arasında 100 üstünden + alabilmiş su yok. Puanı -11.000 olan var diyeyim siz anlayın. Et yiyemiyoruz, hayvanlara antibiyotiği basıp ne idüğü belirsiz yemler yediriyorlar, mesela danalara kesilmiş danaların artıklarını falan. Tavuğa hiç girmiyorum, hepinizin malumu. Balık desen kanalizasyonda yüzüyor. Dip balıkları civa dolu. Diğerleri çiflikte kendi pisliklerinde yaşıyor. Mesela senelerdir İzlanda somonu yiyormuşuz, neden biliyor musunuz? Çok yüksek radyasyona rastlandığından hiç kimse almamış, onlar da hepsini bize satmışlar. İyi mi? Tahılda ilaç inanılmaz oranda, üstelik artık üstlerine sıkılmıyor, direkt genlerine ekleniyor böcek ilacı. Ne sevimli değil mi? Sebzelerin ne olduğu belli değil. Bütün tohumlar mutant, Tarım Bakanımız ülkeye GDO'lu ürün sokmuyoruz diyor ama dünyanın en büyük mutant tohum şirketinin onlarca merkezi var memlekette. Pamuk şeker satıyorlarsa bilemem ama bana öyle gelmiyor. Mısıra ayrı bir başlık açmak lazım. Artık dünyada GDO'suz mısır kalmamış. Mısır yemem olur biter diyorsanız yanılıyorsunuz çünkü artık şeker bile mısırdan yapılıyor. Ekmekte, bütün pastane ürünlerinde, hatta ketçapta falan mısır var. Kaçarı yok yani, geçmiş olsun. Yani kısacası gönül rahatlığıyla yenebilecek hiçbir şey yok.
B.k yiyin diyorlar sanırım, en azından menşei belli.

Hiç yorum yok: