Ralph Fiennes'in (her ne kadar adının okunuşu konusunda kendisiyle aynı fikirde olmasam da) hastasıyım ezelden. Bu bilgi bir tarafta dursun.
Peki o Tony Revolori'ye ne demeli? IMDB cast listesinde adamın ismini 30. sıraya falan yazmış. Halt etmiş, siz aldırmayın. Filmin neredeyse her karesinde var. İyi ki. Kurşun kalemle bıyığını çizdiği andan itibaren zaten benim listemde bayağı yukarı yerleşti bile.
Sonra, Murray Abraham (benim için hep biraz Salieri), Adrien Brody, Willem Dafoe, Jeff Goldblum, (Evet hala aynı filmden bahsediyorum, ve hepsi oynamış inanmazsınız) Harvey Keitel, Bill Murray, Edward Norton, Jude Law, Owen Wilson, Tilda Swinton daha devamı var da siz aldınız mesajı. Çok iyi oynamışlar demiycem, zaten siz de öyle bir yorum beklemezsiniz benden herhalde. Böyle cümbür cemaat Hollywood'da kim varsa filmleri genelde bişeye benzemez. Ama işte Wes Anderson yapınca olmuş. Böyle çizgi masal gibi, hayat da böyle tipi tipi aksa nasıl olurdu acaba gibi... Orta Avrupa ülkesi Zubrowska'da geçiyor (ki zubrowska Polonya'da bir vodka markasıymış :))
Aşırı gerçekçi, aşırı Amerikan, aşırı içe işleyen, aşırı hiç bir şey demeyen falan filmler seyretmekten muzdaripken bana çok iyi geldi. Aşırı tatlı deyip Willem abiye falan ayıp etmeyeyim ama dekoru mesela ekmeğe sürüp yiyesi geliyor insanın, kategori o civarda yani.
Ben sevdim. siz de seversiniz sanki.
PS: Kedi ölmeseydi daha iyi olurdu kanımca.
The Grand Budapest Hotel
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder