
Bu ay bizim için Türk filmleri ayı oldu.
Önce Mustafa'yı, bu haftasonu da 3 Maymun'u seyrettik.
3 Maymun tipik NBC filmlerinden daha tempolu olmuş. Ama bu haliyle bile bazı sahneler insanın içini kıyacak kadar yavaş ve durağan. Ben bir reklamcı olarak bu filmi montajlasaydım ancak bir kısa film çıkardı diyeyim, siz anlayın :) Tabii böylece film bütün ruhunu yitirirdi, o ayrı.
Bu kadar yavaş akan bir filmde bari karakterleri biraz daha derinlemesine tanıyabilseydik diye de düşündüm. Film konusunda konuştuğum bir arkadaşım filmin karakterlerin yüzeyselliği ve kopukluğunu vurgulamak için böyle yaptığını söyledi. Haklı olabilir.
Filmin fragmanında yer alan tecavüz sahnesinin neden makaslandığını merak ediyorum. Bizim ne seyredip ne seyretmeyeceğimize karar verme hakkını kim veriyor bu adamlara?
Negatif eleştirilerim bu kadar.
Antalya'da Altın Portakal kazanan Burak Balkan'ın post işi hakikaten başarılı. Yalnız filmin tümünde yakın yüz planlarında kameraya tülbent örtülmüş de öyle çekilmiş gibi bir bal peteği dokusu var. Bu da digital filmi 35mm'ye benzetmeye çalışırken yapılan bir şey sanırım.
Bunların dışında Ceylan'ın tartışılmaz dehasını sinemada seyretmek fırsatını kaçırmamalısınız. 3 Maymun konusu ve oyunculuklarıyla ilginç bir film. Yavuz Bingöl 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek ama ne de güzel olmuş bir seçim. Hatice Aslan beyazperdeye ne kadar yakışmış, şimdiye kadar nerelerdeymiş? Ahmet Rıfat Şungar da çok başarılı bir oyuncu. http://nbcfilm.com/3maymun/3maymun.php?mid=1 sayfasında filmi Cannes'da seyredenlerin yazdıklarını okudum da, Ceylan'la aynı 'güzel ve yalnız ülkenin' vatandaşı olmakla gurur duydum.
Mustafa'ya gelince. Ben mi çok naifim bilmiyorum ama kopan fırtınanın sebebini tam anlayamıyorum.
Film yüzeysel ve etkileyicilikten uzak. Drama kısmı çok kısa tutulduğu için detayları anlatma, bugüne kadar sadece kitaplardan okuyabildiğimiz konuları canlandırma fırsatı kaçırılmış nedense. Oysa Atatürk'ü oynayan Gökhan Akyüz'ün şaşırtıcı benzerliği daha çok kullanılabilirdi.
Esas tartışma konusu olan Atatürk'ün zayıf taraflarının öne çıkarılması konusuna gelince, karanlıktan korktuğu için Atatürk gözümüzde azalır mı? Ya da içki içiyormuş diye ona saygı duymaz mıyız artık? Nedir yani? Araya serpiştirilmiş bir kaç cümle (tartışanların iddialarına göre kötü niyetle), benim Atatürk ile ilgili herhangi bir fikrimi veya duygumu değiştirir mi? Hayır.
Bizim ve bizden evvelki kuşakların Atatürk'le bağı bilgiden çok duyguya dayanır zaten. Yoksa resmi tarihimizde insani tarafları tarlada karga kovalamak ve Ülkü'nün elinden tutup tahtaya yazı yazdırmaktan öteye geçmez nedense, ağırlık hep hangi tarihte ne yaptığına verilmiştir.
Ama kayıtsız şartsız bir sevgidir bizimki. Onu uzaktan da olsa görmüş, o dönemi yaşamış büyükanneler, dedeler tarafından bebekliğimizden beri bize anlatılan hikayelerle sapasağlam inşa edilmiş bir sevgi. Bu yazıyı yazarken bile gözlerimin dolması da bundandır. Değişmesi de öyle Can Dündar'ın bir belgeselindeki bir cümle, satır aralarına sıkıştırılmış bir yeni bilgiyle falan mümkün değildir. Nasıl köklü bir duyguysa ne tarih kitaplarının soğuk, rakamlar ve yer isimlerine hapsolmuş anlatımı ne de düşmanlarının gitgide yoğunlaşan çabası onu değiştiremez, azaltamaz, yok edemez.
Velhasıl Can Dündar söylendiği gibi Atatürk'ün zayıflıklarını öne çıkardığı, zamansız, kifayetsiz bir belgesel de yapmış olsa ben gider seyrederim. İlk kez göreceğim bir kaç görüntüsü, insani tarafıyla ilgili bir iki bilgi, onu küçük tv ekranında değil de aklımda canlandığı dev boyutunda perdede görmenin keyfi ve bir sinema salonu insanla bunu paylaşmak için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder